Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

diren-iste sanat

Wed Dec 30, 2009, 3:34 PM
DİREN-İŞTE SANAT 31 ARALIK 2009 PERŞEMBE GÜNÜ TEKEL İŞÇİLERİNİ ZİYARET EDECEK...

Tiyatrocular, müzisyenler, ressamlar, heykeltraşlar, fotoğrafçılar... Ankara'da yaşayan bütün sanat emekçilerini yarın saat:16.00 da büyük İmge'nin önünde buluşmaya çağırıyoruz.
Davullarımızla, bendirlerimizle, zillerimizle, çalgılarımızla Tekel İşçilerinin direnişini şenlikle, çoşkuyla çoğaltmaya...

Toplanma: 16.00 Konur Sokak, İmge Kitabevi önü
--------

Bizler Ankara’daki sanat emekçileriyiz. Bizler, Tekel işçisinin 17 gündür direnerek hayır dediği sömürüye, yok sayılmaya başka bir cepheden maruz bırakılan sanatçılarız. Oraya destek olmaya gitmeyeceğiz. Çünkü aynı saftayız. Biliyoruz ki, onlar kazanırsa biz de kazanırız; onlar kaybederse biz de… Destek olmaya değil, tanışmaya, birlikte mücadele etmeye, merhaba demeye gidiyoruz.

“senlik benlik bitip de
kuruldu muydu bizlik
asgari ücret değil
hür ve günlük güneşlik
beklenen gün olacak
aldığın son gündelik
halk kalacak geride gidince bu zalım sel
hava döndü işçiden
işçiden esiyor yel!”

“Biz” diye başlayınca söze, yan yana durup omuz omuza vermek kaçınılmaz oldu. Biz de Ankara’daki sanat emekçileri olarak “diren-işte sanat” adıyla bir araya geldik. Sanatı direniş saflarına katmak, sanatla direnmek için. İlk Tekel işçisine merhaba diyoruz; yola buradan başlıyoruz. Sanatın toplumsal yaşamdan koparılmaya çalışılmasına, içi boş bir güzellik beklentisine hapsedilmesine karşı “diren-işte sanat” adıyla hayır demek için çıktık bu yola. Bizi yola onlar çıkardı. 17 gündür en ağır koşullarda yürüttükleri direniş bize yola çıkma gücünü, cesaretini verdi. Gördük ki artık yalnız yürüme zamanı değildir. Gördük ki artık yolları, mücadeleleri birleştirme zamanıdır. Gördük ki nasıl onlar her cepheden saldırıyorsa biz de her cepheden mücadele yürütmek durumundayız.
Gördük ki,
“tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
ve durdu muydu bir gün
bu kör avara kasnak
bir zincir yitirenler
bir dünya kazanacak
sen de o dünyadansın
sınıfını bil safa gel
hava döndü işçiden
işçiden esiyor yel!”

Bugünlük merhaba diyoruz. Ve en kısa sürede Tekel işçisinin direniş alanını bir şenlik alanına çevirmeye tekrar geleceğimizin sözünü veriyoruz. Orada direnişin şenliğini yapacağız hep beraber. Sanatı ait olduğu yere taşıyacağız. Müziğimizle, şiirlerimizle, resmimizle, oyunlarımızla burada olacağız. Bugün buraya, yarın tüm direniş alanlarına sanatımızla katılacağız.

Görünen o ki, 2010 haklarımızı söke söke alacağımız bir yıl olacak. Derin bir nefesle giriyoruz yeni yıla. Bizler, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan; o zinciri yitirdiğinde bir dünya kazanacak olan sınıfın üyeleriyiz. Tekel işçileri, itfaiye işçileri, demiryolu işçileri, memurlar, öğrenciler o zinciri sallıyor bu yıl. Tekel işçilerine ve direnişteki tüm kardeşlerimize zaferle gelecek bir yıl diliyoruz.

Ne kadar çok elimiz varmış meğer!
İlkin, senin elinle tutuşan benimki
Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel İşçilerininki
Sonra, ellerin elleri...
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana,
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi

Diren-işte Sanat

[link]

  • Listening to: Farinelli soundtrack
  • Reading: Marquez-Anlatmak Icin Yasamak
  • Watching: Reha Erdem

TEKEL iscileriyle roportaj

Thu Dec 24, 2009, 2:54 AM
Milliyet'ten Devrim Sevimay'ın Ankara'daki Tekel işçileriyle rö portajı olduğu gibi alıyorum buraya:

Ailelerinin destek verdiği, hatta küçük çocuklarının “Ben de geleyim” diye yalvardığı işçiler kendi çözümlerini şöyle sıralıyor: “Haklarımızı verdikten sonra ister bizi çö pçü yapsınlar, ister bizi başka illere göndersinler. Biz emekliliğimizi garanti altına alalım. Fakat gittiğimiz kurumda eğer bizim statümüzdeki işçi bizden fazla maaş alıyorsa onu da istemiyoruz. Biz tam adalet istiyoruz”

Bir zamanların Çağdaş Türkü’sünün “Uyanıyor Ankara” diye güzel bir şarkısı vardı. Tolga Çandar söylerdi. Hatta sözleri de Radikal’in Ankara Temsilcisi Murat Yetkin’e aittir:
“Son kuşlar da geçiyor,
Biten bir sevda gibi
Uyanıyor Ankara
Günün ilk saatleri
Sokaklar dolar şimdi
Bakmadan yağan kara
Başlanıyor her günkü
Yaşama kavgasına...”
Gerçi dün kar yağmadı Ankara’ya, ama sabah ayazı yine felaketti. 7’yi biraz geçe -yani sokaklar henüz yavaş yavaş dolarken- Zafer çarşısının hemen arkasındaki Türk-İş’in kaldırımında, 7-8 yaşam kavgasındaki adam çay içiyordu. Yaşam kavgasında olanların son mekânı burasıydı.
Aslında ilk, 15 Aralık günü Ak Parti Genel Merkezi’nin önünde buluşmuşlardı. Çünkü eğer orada olurlarsa kendilerini iktidar partisine daha iyi gösterebileceklerini, dertlerini hükümetin gündemine daha fazla sokabileceklerini düşünüyorlardı. Ancak ikinci gecelerinin 01’inde alınip kapalı spor salonlarına götürüldüler. Ertesi gün oradan kendilerini zor bela dışarı attıklarında ise hemen Abdi İ pekçi Parkı’na geçiş yaptılar. Naylonların içinde sabahlayan binlerce işçiye tam pansiyondu Abdi İ pekçi; “her şey dahil”... Tekme, cop, biber gazı, tazyikli su, yağmur, çamur, hepsi...

Şükür demokrasi var

Ama işte şükür ki bu ülkede demokrasi var ve bir de kaldırımlar; o işçiler de şimdi Türk-İş önündeki bu kaldırıma sığınıyorlar. Yaklaşık dokuz bin işçi... Geceleri misafirhanelere pay edilip, sabah olunca birer ikişer buraya geliyorlar. Üstelik hâlâ da gelmeye devam ediyorlar. Toplam 28 ilden otobüse atlayan TEKEL’ci soluğu burada alıyor. Hatta bazıları memleketlerine gidiyor, bir daha geliyor.
Maaşın çoğunu yola verdiniz herhalde?

Hep bir ağızdan: Aynen öyle... Yemeği, yolu, her şeyi cebimizden. Bu ay elimizde hiçbir şey kalmadı, ama geleceğimiz için mecburuz.

Murat Yeşilyurt (Tokat): Ben eve 20 lira bıraktım da geldim. Okula giden iki çocuğum var, bir haftadır 20 lirayla oturuyorlar.

Arkadan bir ses: 10 lira da bende var...

E öyleyse “Gitme, ne işin var” demiyor mu eşleriniz?

Yine bir ağızdan: Yok yok, hepsi gidin, devam edin diyor.

Turan Açık: Bilakis benim eşim benle kavga etti, niye beni de götürmüyorsun diye.
Peki polisten dayak yediğinizi görünce “dönün” demediler mi?

Mehmet Baran (Bismil): Kızım dedi, “Baba ne olur gitme, seni orada dövecekler, biber gazı sıkacaklar, boğazın yanacak, gitme” dedi. Beş yaşındaki çocuk dedi bunları.

Yeşilyurt: Pazartesi geri gitmiştim, dönerken de ben, ufak çocuk bacaklarıma sarıldı, “Babacım ben de Ankara’ya gelmek istiyorum” diye. İnanın yeminle söylüyorum bunu, o kadar ağladı ki...

Ahmet Gençbay (Samsun): Zaten sadece burada değil ki bu eylem. TEKEL işçilerinin, ailelerinin olduğu her ilde irili ufaklı eylem var şu anda.

Fedai Çetinkaya (Amasya): O yüzden bizim şimdi Sayın Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’dan tek bir ricamız var. İki yıl önce hata yaptı. Başbakan’la oturup anlaştı. Ama bugün onları unutalım, yeter ki dik duruşunu devam ettirsin. Sayın Kumlu artık genel grev kararı alsın. Almazsa bugün 12 bin TEKEL işçisi yarın binlerce işçi olur.

Mehmet Bağcı (Diyarbakır): TEKEL işçisi işin başlangıcı. Dalga dalga geliyor. Haziran 15’ten sonra Karayolları, TEDAŞ, şeker fabrikaları, hepsi aynı bizim konumumuza düşecek.

Genel grev şart

Çetinkaya: Eğer şimdi bu sorunu biz aşabilirsek, onlara da çare olacağız. Genel grev şart.

Bütün işçiler grev istiyor mudur acaba?

Mithat Erkuş (Hatay): Zaten bu eylem kararını alan da biz işçileriz. Sendikalar bizim arkamızdan gelmek zorunda kaldı. Şimdi de biz diyoruz ki; biz onurumuz için geldik, sendika siz de kendi onurunuzu kurtarın, gelin hep beraber gücümüzü birleştirelim, Türkiye genelinde eylem kararı alalım. Çünkü biz bugün bu kıvılcımı ateşledik. Üzerimize nasıl geldiler, ama ona rağmen dayandık, duruyoruz.

Dönenleriniz, vazgeçenleriniz olmuyor mu?

Gençbay: Aksine her gün katılım artıyor. Bizim için ölüm kalım meselesi. 4-C olduğunda zaten her gün öleceğimize göre...

Ya genel grev kararı çıkmazsa?

Erkuş: O zaman biz yine işçi komitelerimizi kurup, gerekli eylem kararlarını biz alırız.
Hiç aranızda farklı düşünen yok mu; farklı siyasi fikirleri olan?

Topluca: Hiç öyle bir şey yok. Biz ekmeğimizin derdindeyiz. Burada siyaset olmaz.

Baran: Zaten Abdi İ pekçi’de bize yapılmak istenen olay da oydu. Diyarbakır’ı ön plana çıkarip, meseleyi siyasete çevirtmekti, ama Allah’a şükür hiçbir işçi arkadaşımız düşmedik o hataya. (“Çok doğru” diye sesler...)

Aranızda Ak Partili yok mu?

Çetinkaya: TEKEL işçisinin yüzde 60’ı Ak Parti’ye oy vermiştir. Bu açık ve net.

Cevdet Şenerman (Muş ): Hele ben Ak Parti’nin sandık görevlisiydim. Koyu Ak Partiliydim. Önce de Refahlıydım. Başbakanımı çok seviyordum. Ama şimdi sevdiğim kadar nefret ediyorum ve o koltuktan istifa etmesini istiyorum.

Şimdi sizi arayip da bulduk sanacaklar ama...

Şenerman: Yo, yo, benim adımı yazın, inanmıyorlarsa beni araştırsınlar, ben koyu Ak Partiliydim, ama haram olsun bütün emeğim. Partiden gelen bütün bayram mesajlarını bile cebimden silmişim. Doğu buraya benzemiyor. Akşama kadar ben ne kavgalarla yaşıyorum. Bir de şimdi başımıza gelene bak.

Ahmet İyimirli (Amasya): Ak Parti Malatya’yı, Muş’u, Hatay’ı, Adıyaman’ı, Urfa’yı, her yeri sildi sü pürdü, kaç tane milletvekili çıkardı. Ama o bizim oylarımızla çıkan milletvekillerinden şimdi biri bile Sayın Başbakan’ın karşısına geçip bizim haklarımızı savunmuyor.

Başbakan diyor ki “4-C kapsamında çalışırsan sana iş verelim. Hem ihbar, hem kıdem tazminatını al, gel 4-C’de çalış.” Bu öneride aklınıza yatmayan, itiraz ettiğiniz nedir?

Çetinkaya: Bir kere kıdem tazminatı zaten bizim kazanılmış hakkımız, bir lütuf değil. İkincisi de, siz 4-C’de kaç lira alındığını biliyor musunuz? Vergi iadesi dahil 680 lira. Emekli maaşı da taban 590 lira.

Şu an aldığınız rakam ne?

Tek 1 ay eksik maaş almayız

Çetinkaya: 1300 lira maaşım, emekli olunca da 1200 alacağım. Benim bundan vazgeçmemi istiyorlar.

Naci Aslan (İzmir): Üstelik bizi 12 ay değil, 10 ay çalıştıralım diyorlar. Yani aldığımız maaşı 12’ye böleceğiz. O zaman 680’inin de altına inecek.

10 ayı 11 aya çıkartabilirim diyorlar ama...

Aynı anda hepsi: Kabul etmeyiz... Tek ay bile eksik maaş almayız.

Gençbay: O 10 ay da kesin değil zaten, en fazla 10 ay diyor, ama dört ay sonra da atabilir. Daha da önemlisi 4-C’de her yıl sözleşmenizi bir daha yeniliyor. Yani bu demektir ki 10 ay çalıştırdıktan sonra büyük bir kısmın sözleşmesini yenilemeyecek, atacak.

İyi de ama gerçekten bin kişinin yapacağı iş için beş bin adam da doldurulmadı mı buralara?

Hep bir ağızdan: Doğru, dolduruldu, ama bizim suçumuz ne...

Recep Uyar (Manisa): Oy avcılığı yapan onlar... Yapmasalardı...

Çetinkaya: Kendileri iki yıldan sonra sü per emekli oluyor ama...

Aslan: İşin aslı ne biliyor musunuz? Erdoğan hükümeti önlerinde, kendilerinden bağımsız ayakta duran bir güç istemiyor. Şu anda bizim buradaki meselemiz de o. Yukarıda büyükler savaşıyor, olan bize oluyor. Mustafa Kumlu TES-İŞ’ten geldi. Herkes bilir ki, Ak Parti TES-İŞ’te kuruldu, yani Mustafa Kumlu bunların kankası. Bakın ben açık konuşuyorum.

Arkadan sesler: Güzel bir noktaya değindin...

Aslan: Burada Kumlu’yla bizim bağlı olduğumuz Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel arasında da bir kavga var. Burada Kumlu’yla gitmeyeceğini herkes görüyor. Bize ayaktakımı diyorlar, ama biz de bu beyinlerimizi saksı olarak kullanmıyoruz, kusura bakmasınlar.

Hak-İş kaybetti, biz cezalandırıldık

Çetinkaya: Bu konuyu iyi açtın arkadaş, çünkü çok önemli bir yeri atlıyorduk az kaldı. Bizim bir ay önce mahkememiz vardı. Hak-İş, Tek Gıda-İş Sendikası’ndan bizi almak istiyordu. Ama biz temyize gönderdik, Hak-İş bizi alamadı. Zaten alsaydı bu eylem bile olmazdı. Niye; çünkü Hak-İş hükümetin tam yanında. Hak-İş kaybedince biz adeta cezalandırıldık. Çünkü derhal düğmeye basılip, bu iş hızlandırıldı.

Nereden belli düğmeye basıldığı?

Çetinkaya: E o mahkeme sonuçlanana kadar 4-C diye bir şey yoktu. Ne zaman temyize gidildi, 4-C çıktı. O ana kadar bütün milletvekilleri bize geliyordu, Akif Bey geliyordu, Avni Bey geliyordu, “Burnunuz bile kanamayacak arkadaşlar, bütün haklarınızla direkt geçiş olacak” diyorlardı.

Bağcı: Bize de Mehdi Eker kendi dedi. 3 bin 500 işçiyi ben istihdam edebilirim dedi, ama şimdi o da konuşmuyor.

Erkuş: Bize de Sayın Adalet Bakanımız geldi, aynen şunu söyledi, “Ben sizin avukatınızım, siz 4-C’ye gitmeyeceksiniz, 4-C’dekiler sizin ücretinize çekilecek. Kesinlikle mağdur olmayacaksınız.” Biz bu konuşmayı cep telefonuyla çekmiştik, CD’lerle de çoğalttık.

Peki ne öneriyorsunuz vekillere siz, sizin çözümünüz ne?

Hep bir ağızdan: Haklarımızı verdikten sonra ister bizi çö pçü yapsınlar, ister bizi başka illere göndersinler, biz razıyız. Yeter ki özlük haklarımızı gasp etmeden bizi başka bir kuruma yerleştirsinler. Biz emekliliğimizi garanti altına alalım.

Gençbay: Bizi sosyal haklarımızla diğer kurumlara versinler, fakat gittiğimiz kurumda eğer bizim statümüzdeki işçi bizden fazla maaş alıyorsa onu da istemiyoruz. Biz tam adalet istiyoruz.

İstedikleriniz olmazsa, bu işin sonu nereye gider?

Aslan: Biz açlığa yatmak üzereyiz. Yazın bunu. Açlığa yatarız. (Hemen herkesten onaylayan cümleler geliyor.)

TEKEL zarar ediyor demek için

Zaten Başbakan’a göre “yatıyorsunuz”...

Aslan: Yatmış olsaydık, yüzde 80’imiz bel fıtığı olmazdı, insaf. 25 yıldır o tozlarla yaşıyoruz en az yüzde 10’umuz akciğer kanseri.

Gençbay: O yatma nedir biliyor musunuz? İki yıldır alkolü, kibriti, tuzu özelleştirip, kapatip, orada çalışan arkadaşlarımızı tütüne yığdılar. Sürekli doldurdular. Peki böyle doldururken o gelenlerin yapacağı bir iş olmadığını da bilmiyor muydu Başbakan? Bilerek yaptılar bunu. İki yıldır süren bir tezgâh bu. Niye ucuza tütün sattılar, niye iyi satan ürünlerin üretimini durdurdular, sırf bu duruma düşürmek, TEKEL zarar ediyor demek için.

Çetinkaya: Bakın açılım açılım diyorlar ya, alın işte size açılım. Burada hepimiz Kürdüz, Türküz, Aleviyiz, Sünniyiz, Çerkeziz... Bir çıtımız var mı? Günlerdir burada birbirimizle ekmeğimizi bölüşüyoruz, hiçbir rahatsızlığımız var mı? Niye? Çünkü biz ekmek derdindeyiz. Burada iki kelime de Ankara halkına söylemek istiyorum: Hepsinden Allah razı olsun. Hepsi yanımızda yer aldı.

Aslan: Görseniz, hastanelik olduğumuzda ne taksiciler bizden para aldı, ne eczacılar...

Çetinkaya: Özellikle Abdi İ pekçi Parkı’nda bir olay yaşandı, hepimiz ağladık: Bir vatandaş geldi, emekli maaşını almış, borçlarına dağıtmış, cebinde 50 milyon kalmış, o 50 milyonu da getirdi bizim başkanımıza verdi, “İşçi arkadaşlara çay-simit al” dedi. Ama şimdi ben size bir soru soracağım: Biz sekiz gündür buradayız, siz neredesiniz? Medya nerede? (Aynı fikirde olanlardan “Yanımızda yoktunuz” diye bir uğultu yükseliyor birden. Gerçi Ordu’daki fındık işçilerinden Adana’da pamuk çiftçisine kadar azar işitmeye alışkınız, ama bu kez biz de dayanamıyoruz...)

Peki biz atıldığımızda siz neredeydiniz? Bize baskı yapıldığında siz ne yapıyorsunuz?

Çetinkaya: Duymamışız demek ki... (Gülüşmeler, itirazlar karışık.)

Sermaye globalleşiyor de...

Aslan: Sorun bu zaten Devrim Hanım... Sermaye globalleşiyor de, emek globalleşmesini bir türlü yapamıyor.


Bu laftan sonra artık ne desek az gelir deyip teybimizi kapatıyoruz. Saat 08’i geçmiş. Güneş hafif de olsa yüzünü göstermiş, etrafta poğaça kokuları, Türk-İş’in önündeki kalabalığın arasından ayrılıyoruz. Tam giderken arkamızdan biri sesleniyor; “Bakın bir otobüs daha geldi, gördünüz mü? Bunlar da İzmir’den... Daha yolda kaç otobüs var... Biz buradayız yani, hakkımızı almadan da hiçbir yere gitmiyoruz.”

Hizla Gelisecek Kalbimiz

Mon Dec 14, 2009, 4:28 PM
hızla gelişecek kalbimiz
kalbimiz hızla.
sürgünlerin umutsuzluğunda
kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar
farksız çarpanların umutsuzluğunda
ve kö prü başlarının umutsuzluğunda
ve kö prü başlarının umudunda.
sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara
temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda
ve eski dağlarda, eski dağlarda kış
kovalarken ülkesini
hızla gelişecek kalbimiz.
kendi öz hüznümüzün öz tarlasında
bozkır dayanıklılığımızın tarlasında
kalbimiz
ellerimiz ayaklarımız arasında
ve kimsenin bölemediği şarkıyı
güllerin, buğdayların ve acının şarkısını
bir haziran uygulayacak sesimize.
sütçünün sesiyle birlikte
erkenci işçilerin sesiyle birlikte
şoförün sesiyle birlikte
sabaha başlamış sarhoşların sesiyle birlikte
yaman sarhoşların sesiyle birlikte
ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların
ve herkesin ve herkesin
sesleriyle birlikte
bir haziran uygulayacak
kimse bölemeyecek ve kalbimiz
hızla gelişecek.

yıkıntılara karışan eski bir bahar
büyük olmaya elverişli bir bahar
eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen
insanlara göre bir bahar
suların kana kestiği yahut
suların kana kestiği bir bahar.
hızla gelişecek kalbimiz
bir mavilik kalıbında
bir odada, en olagel bir odada
en sade, en insanca bir odada
bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada
bir kadın bir erkeğin
bir kadınla bir erkek olduğu
ellerin ve omuz başlarının
birbirini bulduğu.
birden gerçekliğini algılayarak
saat çalınca ve görünce güneşi
birden vazgeçilmezliğini algılayarak
önemli ve gerekli buluşunu kendini
birden hatırlayarak
geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini
ve her şeye ve ölüme kalbimiz
hızla gelişecek
çağımıza pek uygun bir hızla
gelişecek kalbimiz

kalbimiz
yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu
tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.
kalbimiz
kalbimiz hızla gelişecek.


Turgut Uyar

mil cekilmis sozler

Thu Nov 19, 2009, 3:11 PM
Bir kurban kanı gibi
sürüldüm,
söz'ün günahkâr kapısına.



(Metin Kaygalak/Mil Çekilmiş Sözler)

SAHNE DISI cocuklar icin Meclis onunde

Sun Nov 15, 2009, 3:57 PM
"Sahne Dışı Sokak Tiyatrosu'ndan TMK mağduru çocuklar için Kayip Harfler Masalı"



Türkiye’de bir yıl içinde Diyarbakır, Adana, Mersin ve çeşitli illerde çıkan gösteriler sonrasında tutuklanan ve yargılama süreçleri devam eden çocuklar var. İçinde yer aldıkları eylemler taş atmak ve gösterilere katılmakla sınırlı olan bu çocuklar 20 yılı aşkın cezalar almalarına yol açabilecek çok ciddi suçlarla yargılanıyor.



Sahne Dışı Sokak Tiyatrosu olarak, 18 Ekim Çarşamba günü Meclis’e gidiyoruz. “Kayip Harfler Masalı”nı gerçek izleyicisi olan çocuklara ulaştıramadığımız için belki oradan sesimizi duyarlar umuduyla Meclis’in önünde oynuyoruz.



Sahne Dışı bir kez daha ışıkların dışında kalanlara dönüyor yüzünü. Ezberlerin dışında kalanlara, sözleri ezbere gelmeyenlere…

Çocuklara sesimizi duyurmak umuduyla, geleceğimiz olan çocukların yanında olmak için, oynuyoruz.



Çocuklara için adalet istiyoruz!

Ve bir kez de biz tekrar ediyoruz: Çocuklar çocuktur efendiler!





Bizim bir masalımız var onlar için.

Yüzlerindeki gülümseme için.

Gelin, dinleyin ve onları bulup anlatın diye



18 Kasım Çarşamba

TBMM Dikmen Kapısı Önü

Saat: 13.00



Sahne Dışı

Sokak Tiyatrosu

sahnedisi@gmail.com

Journal History

Site Map