- Hiçbir el yalnız dokunmaz, dedi, dokunduğu yer de ona dokunur. Bana değiyorsun. Sana değiyorum. Değişiyoruz. Elimi çekersem yara kalacak biliyorsun değil mi?
- Yaralar yabancım değil. Dokunduğunda hissetmedin mi kabuğu parmak ucunda?
- Bildim. Ama bir ten daha yapmışsın üstüne. Demek istemedim. Gizlen istedim. Sen yetinecek misin kabukla?
...
- Kendime dokunmak gibi. Kendimin başkasına dokunmak gibi.
- Ve başkasındaki kendine.
- İnsan bir suya eğilmek istiyor değil mi?
- Kendi gözün kendini göremez ki. İlle başkası.
- İş, duru bir su bulmakta.
- Değil. Her su, seni sana gösterirken, kendini de katar sana. Her suda göreceğin başkadır. Hangi suya eğileceğin sana kalmış; suların içinden hangi suyu seçeceğin, sudan suretine ne katacağın.
- Eğilirken seçmişsindir zaten.
- Evet.
- Ama insanoğlu inkarı sever. Bir suyun başından kalkmaya karar vermeye görsün, yüzünde tüm kötü bildiğini döker üzerine. Sonra der, sen bulanıksın.
- Ya sen de kalkarsan bir gün. Döker misin yüzünün kötülüğünü içime?
I hope you don't mind